
Elimi yüzümü yıkamadan, üstümdeki dizaltı kısa eşofman üstüne geçirdiğim bir mont ve çıplak ayak giyiverdiğim koşu ayakkabılarımla fırına gitmek üzere dışarı fırladım. Uzun uzun hazırlanmadan dışarda oluvermeyi çok seviyorum. Uyku sersemi fırına doğru yürürken "I am only happy when it rains" kafamın içinde dönüp duruyordu. Bir taraftanda yağmur tam açılmamış gözlerimi açmaya zorluyor, zar zor ikna olup söyle geniş geniş açıyorum. Fırına yaklaştıkça değişik yönlerden aynı yere doğru seğiren bir kaç kişiyi daha görüyorum. Fırına girdim. Numaramı aldım sonra kapşonumu çıkarıp kendime bir köşe aradım. Kendimi birden "Kafka" filmindeki şatoda gecene benzer bir "aniden rengarenk içerisiyle" karşılaştım.
2 tanesi benim gibi yataktan fırlamış gibiydi, saçlardan ve gözlerden anladim. Pembe, turuncu ve yeşil renklerin hakim olduğu bir eşofman kombinasyonu altına bir tanesinin giydiği ince tabanlı espandril ayakabbi çok hoşuma gitti doğrusu. Diğer biri takım elbiseli, yeni traşlı ve joleli saçlarıyla, sabah sabah keskin parfüm kokusuyla ama çatık kaslarıyla bekliyordu. Diğer bir bayan ise mini eteği ve topuklu ayakkabıları arası kaçmış pariziyen çorabı ve hafif akşamdan kalmış bir makyajla bekliyordu. Bakışlarından korkunç bir baş ağrısı çektiğini anladim. Gülümsedim ona ben, bol bol su iç dercesine. Bu arada sıra bana gelmeden hangi ekmeği almak istediğime karar verip kendime bir kenar buldum. O sırada çıplak bir çift ayak gördüm. Hemen hatırladım aniden, bu sabah gene ayakkabılarımı giymemeyi unutmuşum.
Şimdi, burda yağmur yağarken, çıplak ayak dışarda yürüyenleri yaşadığım sokakta sık sık görüyorum ben. Eskiden şehir dışında yaşarken sık sık ayakkabısız dolaşırdım ama burda çok ender ayakkabılarımı giymemeyi unutuyorum. Neden acaba? Daha yolumun eve dönüşü var, o yüzden çokda üzülmedim açıkçası. Sıra bana geliyor. Benimle ilgilenen bayanın adımın yazılı olduğu bir isimlik taşıdığını gördüm. Türk olduğunu hatta benimle aynı isme sahip olduğunu anlayınca tüm Dancamı biraraya getirip ne istediğimi Danca anlatmaya çalıştım. Beynim ilginç bir oyun oynadı burda bana. Türk birini görünce insan Türkçe konuşmaya meyillenir dimi, yok ben Danca konuşmam gerekiyormuş gibi hissettim. Bu neye işaret acaba? Neyse, 3 senedir ilk defa gayet akıcı bir şekilde ne istediğimi düşünmeden söyledim, Alman bir aksanım bile vardı açıkçası.
Afyonumu patlatan fırından çıktım. Ayakkabılarımı çıkardım, bağlayıp birbirine, omuzuma attım, kapşonumu taktim. Eve yürüdüm aynı şarkı kafamda. Eve girdim, bilgisayarımı açtım, Garbage buldum bilgisayarımın arşivinin derinliklerinden, sonrada yazmaya başladim..
İyi pazarlar!

